7 Eylül 2020 Pazartesi

 Bu ismi mutlaka duymuşsunuzdur çünkü psikoloji, psikiyatri muhabbetlerine denk gelmediyseniz bile sosyal medyada "yok artık" dediğiniz sözlerine denk gelmişsinizdir, örneğin "bir insan bir yere hiç bakmıyorsa orada ilgisini çeken kesinlikle bir şey vardır" sözü bana yok artık dedirtmişti. Yada onun elinde purosuyla egeli tarla sahibi pozunu görmüşsünüzdür. Freud, Mayıs 1856'da Moravya'da doğdu ve 1939'da Londra'da çene kanserinden öldü. Babası Jacob bir tüccardı ve iki kez evlenmişti. İlk evliliğinden iki oğlu olmuş, ikinci kez kırk yaşındayken yirmi yaşında bir kızla evlenmişti. Freud bu evliliğin ilk çocuğudur. Annesi Amalie'nin Sigmund'dan sonra beş çocuğu daha oldu. Böylece Freud, kalabalık bir ailenin en büyük çocuğu olarak büyüdü. Baba Freud'un işleri bozuk gidince aile, Freud üç yaşındayken Viyana'ya taşındı. Jacob Freud açık görüşlü bir Yahudiydi. Şakacı ve sevecen bir baba olmasına karşın çocuklarından kesin saygı beklerdi ve Sigmund için otorite ve disiplin simgesi olmuştu. Anne Amalie'nin canlı bir kişiliği vardı ve Freud, 95 yaşında ölen annesine her zaman bağlı kalmıştı. Freud uyumlu bir çocuk olarak tanımlanır. Entelektüel eğilimleri çocukluk dönemlerinde de oldukça belirgindi. Odasında saatlerce okur ve çalışırdı. Birçok yapıtı yaşıtlarından çok daha erken yaşlarda okumuştu. Ergenlik çağında iken, kitaplarının başından ayrılmamak için akşam yemeklerini çoğu kez odasında yerdi. Freud üstün başarılı bir öğrenciydi. Babası da meslek seçiminde onu özgür bırakmıştı. Tıbbı uzun süre düşündükten sonra seçmişti. Ancak bu gerçek bir seçim olmaktan çok, diğer alanların hiçbirinden hoşlanmadığı için verilen bir karar olmuştu. Aslında doktor olmak için de büyük bir istek duymamıştı. 1873 yılında 17 yaşında iken Viyana Üniversitesi'ne giren Freud, üçüncü yılın sonunda, diğer dallarda başarılı olamayacağı düşüncesiyle fizyolojide uzmanlaşmaya karar verdi. Bu karar sonucu Brücke'nin Fizyoloji Enstitüsü'nde öğrenim görmeye başladı. Bu dönemin Freud üzerinde önemli izler bıraktığı ve sonraki görüşlerin temelini oluşturduğu sanılmaktadır. Örneğin, dünya sorunlarına çözümün ancak bilimdeki gelişmeyle sağlanabileceği biçimindeki gerekirci görüşünde Brücke'nin etki payı oldukça büyüktür. 1876'da Fizyoloji Enstitüsü'nde Brücke'nin gözetimi altında araştırma yapmak üzere bir burs sağlayan Freud, burada nöroloji dalındaki ilk çalışmalarına başladı. Brücke'nin laboratuvarmda, genç bir hekim için oldukça üstün nitelikli çalışmalar yapan Freud, bu araştırmalarından önemli sayılabilecek bazı sonuçlar da çıkarabilmişti. Freud'un bu labo ra tu vardaki deneyimlerinin, sonradan geliştirdiği psikolojik kuramlara temel oluşturduğu ve Brücke'nin, beyin hücrelerinin işleyiş biçimini "belirli ilkelerle çalışan dinamik güçler ve enerjilerle açıklayan görüşlerinin, Freud üzerindeki etkisini yaşam boyu sürdürmüş olduğu söylenebilir. 1881'de tıp doktoru unvanını alan Freud, Brücke'nin labora- tuvarmdaki çalışmalarını mezun olduktan sonra bir yıl daha sürdürdü. Laboratuvarda çalıştığı süre boyunca, araştırma yapmaktan hoşlandığını fark etmişti. Ancak böylesi bir çalışmanın sağladığı parasal imkânlar sınırlıydı. Üstelik o günlerde tanıştığı ve ilgi duymaya başladığı Martha Bernaya ile evlenmeyi ciddi olarak düşünmeye başlamıştı ve laboratuvar çalışmalarından sağladığı parayla bir aileyi geçindirmesi oldukça zordu. Sonunda, çok zevk aldığı araştırmaları ile evlilik arasında bir seçim yapmak zorunda kalan Freud, 1882'de Brücke'nin laboratuvarından ayrıldı ve Viyana Genel Hastanesi'nde çalışmaya başladı. Bu hastanede önce kısa bir süre cerrahi bölümünde çalışan Freud, daha sonra Theodor Meynert'in psikiyatri kliniğine geçti. Nöroanatomi ve nöropatoloji konusunda uzmanlaşmış olan Meynert'le birlikte çalışırken bu kez de onun etkisi altında kalan Freud, bunun sonucu muayenehane açmaktan vazgeçti ve nöroloji dalında uzmanlaşmaya karar verdi. Üç yıl bu klinikte asistanlık yaptıktan sonra 1885'te üniversiteye fahri doçent olarak atandı. Karşılığında ücret ödenmeyen bu görev, ona öğrenim yapma imkânını tamyordu. Aynı yıl kazandığı bir bursla Paris'e giden Freud, Salpetrier Hastanesi'nde ünlü Fransız nöroloğu Jean-Martin Charcot'nun çalışmalarını on dokuz hafta süreyle izleme imkânı buldu. Gerçekte, bu karşılaşmanın psikanaliz kuramının gelişimine bir başlangıç noktası oluşturduğu söylenebilir.  

Leave a Reply

Subscribe to Posts | Subscribe to Comments

- Copyright © ANİME - Blogger Templates - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan -