Archive for Nisan 2020

CORONA DAN KORUNMA YOLLARI



Evet bildiğiniz gibi corona hiç durmuyor ve durmaya da niyetli değil gibi görünüyor. Dünya
üzerinde  binlerce insanın canını alan bu virüs, dur durak bilmede devam ediyor. Kimileri bunun 1
yada 2 aya biteceğini söylerken, kimileri de "bu virüs sıcağa dayanamaz 1 - 2 ay değil ama temmuz a bu iş huzur içinde çözülür" diyor. Kimileri ise "sonumuz geldi bu virüs bütün dünyayı mahvedecek, işsizlik artacak, ekonomi bitecek, talan yağma olacak, suç artacak, dünyanın sonu geldi hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" derken, kimileri de "bu virüs 2022 ye kadar bize sosyal mesafe uygulatacak 2024 e aşısı bulunur dünya rahat bir nefes alacak" diyor. Sondaki önermeyi yani 2024 de aşının bulunacağı bilgisini amerikalı bilim insanları söylüyor. Ben bilim insanlarına inanıyorum yani bu bir kırmızı alarm durumu ve aşı geliştirmesi kolay değil. Allah yardımcımız olsun, birkaç sene önlemimizi alacağız, maskemizi takacağız, kolonyamızı süreceğiz ve önüne gelenle tokalaşmayacak değil kimseyle hiç kimseyle tokalaşıp öpüşmeyeceğiz. Kendimizi içeride ve dışarıda, tüm insanlara ve insanların yardım ve yataklık yaptığı tüm mikroplardan koruyacağız. Her taraf yangın yeri, peki bu gidiş nasıl bitecek ? Sorunun cevabı basit, zamanla ve biz bu zaman içinde bekle gör politikası uygulayacağız. Peki ekonomi ne alemde ? Türkiye den bahsedeyim arkadaşlar, ticaret durmuş durumda, parası olan evde kal politikasına tam destek verirken, parası olmayan "evde nasıl kalayım lan yiyecek ekmek yok, fırınları da kapatmışsınız lan, amacınız bizi öldürmek mi lan !" demekte ki çok haklı. Maske satışı yasaklandı, devleti takdir ettim.

Fırsatçılar bir maskeyi 5 liradan satmaya başlamışlardı, iyi oldu yasaklandığı diyordum ama devlette maskeyi veremedi yani bize maske 2 hafta sonra geldi. Mecbur gidip o 5 liralık maskeden satın aldım. Yapacak bir şey yok çünkü maskem gelmemişti. 2 hafta sonra maske geldi. Yine her hafta başvurmak gerekiyormuş. Corona nın günde yüzlerce, binlerce insan öldürdüğünü biliyoruz ama şöyle de bir gerçek var. Uygulanan sokağa çıkma yasaklarıyla dünya rahat bir nefes aldı, vallahi aldı. Dünyayı, güzel dünyamızı mahveden insan olmayınca dünya kendine geldi, Yüzü güldü dünyanın, en büyük virüsün insan olduğunu tekrardan yüzümüze vurdu. Biz bu dünyaya ve kendimize ve diğer canlılara öyle kötülükler yaptık ki bu kötülüklerin hesabı daha kötü bir şekilde görülecek. Paranın yenilmeyen bir şey olduğunu çok kötü anlayacağız, bunlar daha iyi günlerimiz.

KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİ DEĞİL BENCE

Yani benim görüşüm bu yönde sizin görüşünüzü bilemeyeceğim ve ilgilenmiyorum da kusura bakmayın, değil abi ! değil ya, hayatımın belli bir bölümünü köyde geçirdim, yemekten önce ve sonra el yıkama kültürü olmayan biri nasıl benim efendim olabilir. Bir kere benim eşitlik anlayışıma ters. Kimse kimsenin efendisi olmamalı olamaz da yani herkes insan, herkes bir canlı. Neyin efendiliği bu ? illa birilerini üstün tutacaksak birilerine faydası olan insanları üstün tutalım. Köylü ne ya ? Tarım ve hayvancılıkla uğraştığı için mi üstün oluyor ? Efendi oluyor ? üretim şehir merkezlerinde de yapılıyor. Bu efendilik anlayışı neye dayanıyor ? En sevmediğim sözü bu sayın Atatürk'ün, köylü kim ki benim efendim olacak ? Olamaz abi ! Köylü milletin değil ancak kendi kendisinin efendisi olur. Köylüleri sevmiyorum. Neden mi ? çünkü köylüler aşırı kurnaz ve menfaatçidir. 2 kuruş için babasını tanımaz. Tavuk için insan öldürür. Bahçeme ineğin girmiş deyip insan katledenler köylüdür, Susuz yaz filmini hatırlayın, oldukça cahil olan köylü, Allah'ın suyunu vermemek için ne şerefsizlikler yapıyordu. Bu film olsa da gerçek bir olaydan esinlenmiştir. Geçenlerde bir video vardı, videoda adam kendi ölümünü çekti, "sık ulan sık" derken adam sıktı ve ölüp gitti ne için öldü ? tarlayı bölüşemediler. O kadınların dövüşmesi filan iğrençti. Ölen adamın video başındaki küfrü, adamın silahla gelip öldürmesi, tam köylü işi. En büyük rezillikler köylerde yaşanıyor. Eşeğe tecavüz eden dedeler, gençler hatta bir köyde kaç yıl boyunca tecavüze uğrayan kız çocuğu vardı. Ben köylüleri sevmiyorum. Hem cahil, hem kaba, hem aşırı menfaatçi tipler. Yani neye dayanarak söylendi bu söz bilmiyorum. Köylüler olmasa da olur, dünya bir eksikliklerini hissetmez. Kan davaları, cinayetler, tecavüzler, türlü türlü rezillikler, hayvana işkence, sudan sebeplerle ölümler köylerde yaygın, sonra şehirlere göç edip şehirleri mahvetti köylüler. Hani Burhan Altıntop karakteri aşağılama sözü olarak köylü cümlesini söylüyor ya aynen öyle abi, size köylerde gördüklerimi anlatsam dersiniz ki "bu köylere atom bombası atmalıyız." Evet, yok edilmeli köyler, çocuğu bir hata yapınca çocuğu dövüp ahıra bağlayan babalar da köylüydü. Köylü virüstür, köylü kültürü yok edilmelidir ve köylü milletin efendisi filan değildir

Evlenemiyorum !

Evlenemiyorum İnstagram fenomeni yüzünden evlenemiyorum ! bu bir isyan çığlığı onun için büyük harflerle yazacağım ! yeteeeeeeeeeeeeerrrr YETER ARTIK YETER ! BU BİR İSYAN ÇIĞLIĞI ! MERHABA ARKADAŞLAR, BEN 1.83 BOYUNDA, 95 KİLO, 28 YAŞINDA AYLIK GELİRİ 2200 OLAN BİR BİREYİM BİRKAÇ AYDIR EVLENME UMUDUYLA ÇEŞİTLİ GİRİŞİMLERİM OLUYOR BULUŞUYORUZ FİLAN AMA OLUMSUZ OLUNCA İKİ ÇAY 12 LİRA 2 MACHİATO CARAMEL 41 LİRA FİLAN HESAP BANA KALIYOR ARTIK BİTTİM, BİTMEMİN NEDENİ DE BİR İNSTAGRAM FENOMENİ, İSİM VERMEK İSTEMİYORUM DÜNYANIN HER YERİNDEN FOTOĞRAF PAYLAŞAN 30 YAŞ ALTI BİR KADIN İNSTAGRAM MALUM HER TELEFONDA YÜKLÜ VE ÜLKEMİN KIZLARI BU UYGULAMADA, EN ÇOK BU SÖZÜNÜ ETTİĞİM FENOMENİ TAKİP EDİYOR HAL BÖYLE OLUNCA ÜLKEMİN KIZLARI 24 SAAT LÜKSE, 24 SAAT DÜNYANIN EN GÜZEL MEKANLARINA DÜNYANIN EN PAHALI YEMEKLERİNE FİLAN MARUZ KALIYOR ASLINDA MARUZ KALMIYOR SONUÇTA ZORLA BİR ŞEY YOK HAWAİ, ADALAR, NEW YORK, UÇSUZ BUCAKSIZ DENİZLER DERKEN PSİKOLOJİSİ SARSILIYOR, KARAKTERİ DEĞİŞİYOR, ÜLKEM KIZLARININ YAHU KARDEŞİM, BENİM ARADIĞIMDA DOKTOR, MÜHENDİS, MİMAR FİLAN DEĞİL GÖRÜŞTÜKLERİM İÇİNDE OKUMAMIŞ KIZLAR DA VAR OKUYANLARDA ATANMASI ZOR BÖLÜMLER İŞTE HADİ OKUYANLAR DOKTOR OLSUN TAMAM MAAŞIM DÜŞÜK OLDUĞU İÇİN BEĞENMEDİ DİYELİM ÇALIŞMAYAN, OKUMAMIŞ KIZLA GÖRÜŞTÜĞÜN ZAMANDA OLMUYOR BENLİK BU DURUM YOK, MEMLEKETİN GENEL HALİ BÖYLE GEÇEN BİRİNE HAYALİNDEKİ EŞ NASIL BİRİ DİYE SORDUM FENOMENİN KOCASININ İSMİNİ SÖYLEYEREK (FENOMENİN KOCASINA X DİYELİM) “BEN X GİBİ BİRİNİ İSTİYORUM” DEDİ “YA OKUMAMIŞSIN, FAZLA BİR GÜZELLİĞİN YOK X GİBİ ZENGİN ÜNLÜ BİRİ SENİ NE YAPSIN? DİYEMİYORSUN GÖRÜŞTÜKLERİM HEP BÖYLE… ASGARİ ÜCRETİ FİLAN BEĞENEN YOK TAMAM BEĞENİLECEK YERİ YOK DA HANİ “BENDE ÇALIŞIRIM AŞKIM” İYİ GÜNDE KÖTÜ GÜNDE FİLAN DA YOK YANİ BENİM GELİRDE 2200 YİNE YOK YİNE YÜKSEK ALIYORUM ASGARİ ÜCRETTEN, YANİ YANLIŞ ANLAŞILMASIN 5 BİNİN ALTINI BEĞENMİYORLAR ÜSTÜ OLACAN, DAHA ÜSTÜ OLACAN, EN ÜSTÜ OLACAN KİMSE KÖTÜ GÜNDE OLMAK İSTEMİYOR, HER ŞEY MÜKEMMEL OLSUN İSTİYOR “OLSUN BERABER HER ŞEYİN ÜSTÜNDEN GELİRİZ” MODUNDAKİ KIZLAR NEREYE GİTTİ LAN ? HEP BU İNSTAGRAM FENOMENLERİ, HEP BU LÜKS HAYATI VURGULAYAN DİZİLER VE BENZERLERİ YÜZÜNDEN KIZLAR ÇOK DEĞİŞTİ İNSTAGRAM FENOMENİ BU İŞİN NİRVANASI OLDU GEÇEN ELİNDE DERGİ 20 Lİ YAŞLARDA BİR KIZ, FENOMENİN KOCASININ HABERİNİ OKUYOR KIZ BANA “ABİ” DİYOR ARAMIZDA 7 YAŞ VAR FENOMENİN KOCASINI İŞARET PARMAĞIYLA SEVİP “AY ÇOK TATLI ” DİYOR X LE ARANDA 28 YAŞ VAR LAN ! BUGÜN ÜLKEM KIZLARI HEP ZENGİN İSTİYOR, HEP LÜKS İSTİYOR YİNE DE GENELLEME YAPMAYAYIM HEPSİ DEĞİL HEPSİ DEĞİL KISMIYLA TANIŞMAK DİLEĞİYLE HEPSİ DEĞİL KALP BEN ÇOK KALP HEP ÇALIŞMAMAK, HEP RAHATLIK VB. ŞEYLER İSTİYOR SONUMUZ HAYROLSUN SOYUMUZ KURUYACAK GİBİ ya sevgili kardeşlerim maalesef gerçek bu hani diyor ya şarkıda, sevilmek için aşk için iyi olmak yetmiyormuş aynen öyle iyi olmak filan yetmiyor lisedeyken yakışıklı olmamamı çok kafaya takardım ayna karşısında saatlerimi harcardım, aptallık etmişim tabi dünyayı tanımadığımdan işte paranın bu kadar değerli bir şey olduğundan bile haberim yoktu alışverişlerde kullanıldığını biliyordum da tapıldığını bilmiyordum, vallahi bilmiyordum ben parayı lidyalılar tarafından bulunan bir alışveriş aracı olarak görüyordum insanlığın, dostluğun, aşkın aklınıza ne gelirse onun önüne geçtiğini bilmiyordum hani şöyle bir olay vardır Muhyiddin-i Arabi hazretleri, Şam'da, kalbi para sevgisiyle dolu bir grup kimseye "Sizin taptığınız, benim ayağımın altındadır" dedi. Orada bulunanlar bu sözü anlayamadılar. Rabbimize hâşâ hakaret etti sandılar. Epey kimse aleyhinde konuşmaya başladı. Vefat ettiğinde de Şam halkı, kabrinin üzerine çöp döktüler. Muhyiddin-i Arabi hazretleri bir seferinde "Sin, Şın'a gelince Muhyiddin'in kabri meydana çıkar ve muradı anlaşılır" buyurmuştu. Osmanlı Sultanı Yavuz Selim Han Şam'a geldiğinde "Sin, Şın'a gelince, Muhyiddin'in kabri meydana çıkar" sözünün ne demek olduğunu firasetiyle anladı. [Sin'den murad Selim, Şın'dan murad Şam'dır.] Kabrini araştırıp buldurdu. Çöpleri temizleterek kabrin üzerine güzel bir türbe, yanına bir cami ve imaret yaptırdı. Ayrıca Muhyiddin-i Arabi'nin vefatından önce ayağını yere vurarak "Sizin taptığınız, benim ayağımın altındadır" buyurduğu yeri tespit ettirip, orayı kazdırdı. Orada küp içinde altın çıktı. Bundan "Siz, Allahü teâlâya değil de, paraya tapıyorsunuz" demek istediği anlaşıldı. Durum aynı bu olaydaki gibi neyse konumuza devam edelim, iyi bir ingilizce eğitimi alıp yurtdışına gitmeyi planlıyorum, yazılım bilgimi de ilerleteceğim kafaya koydum ya yapacağım bunları, kaçıcam buralardan belki sosyal fobilerimden de kurtulurum farklı coğrafyalar iyi gelir bana diye düşünüyorum nasıl etki edecek karakterime, nasıl işleyecek benliğime? yazılım bilgimi o denli geliştireceğim ki hesap makinesiyle bile hackerlık yapabileceğim, kimse tutamayacak beni evet arkadaşlar ben bu satırları yazarken yani 1 ayı geçti şu kitabı yazmaya başlayalı, gün itibariyle instagram fenomeni boşandı. birkaç satır öncesinde dert yanmıştım, bugün ayrılık haberini aldım dünya garip bir yer ya misal şu an önümde bir site açık haber sitesi oluyor kendileri, habere bakın rus güzel, malezya kralı ile evlendi diyor ah para ah ! sen nasıl bir otoritesin anlam veremedim bakın rus güzellik kraliçesi oluyor hanımefendi öbürü de kral, tamam ya davul bile dengi dengine işte işte eşit kılan şey para yoksa zOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOr oğuz yılmaz şarkısıydı galiba şöyle diyordu paran varsa anam baş köşelerdesin paran yoksa ayvayı yersin küme düşersin Rusya'nın başkenti Moskova'da güzellik kraliçesi olarak seçilen 25 yaşındaki Oksana Voevodina, 49 yaşındaki Malezya Kralı ile evlendi. para ile her şey mümkün, fakirliğin alemi yok şu para muhabbetine de şu güzel hikayeyle noktayı koyalım Mutluluğu kendinden vazgeçme, umudu cennet olan bilge kişi serveti, gördüğü her şeyi aşan bir prensle karşılaşmış. Prensin çadırı dinlenmek amacıyla şehrin dışında kuruluymuş. Çadır çok kıymetli bir kumaştanmış hatta çadırı tutan çiviler bile som altındanmış. Sade ve şatafatsız bir hayat sürmeyi savunan bilge kişi prense dünya varlıklarının, altın çadır çivilerinin anlamsızlığı ve ibadetin tek gerçek olduğuyla ilgili bir araba laf etmiş. Diğer taraftan da kutsal yerlerin ne kadar ölümsüz ve görkemli olduğunu Dünya hayatının gelip geçici bir eğlence olduğunu söylemiş. Prens büyük bir ciddiyetle bunları dinlemiş. Bilge kişinin elini tutmuş ve şöyle demiş: "Benim için sözlerin yol gösterici." "Dostum, benimle gel, kutsal yerlere yolculukta bana eşlik et." "Tamam" demiş bilge kişi Bu sözlerden sonra prens bir kez bile geriye bakmadan yanına hiçbir şey almadan yola koyulmuş. Bilge kişi bu duruma şaşırmış "Prensim, kutsal yerlere gitme konusunda gerçekten ciddi misiniz?" "Eğer ciddiyseniz, gidip yanıma eşyalarımı almak için beni bekleyin." Prens gülerek cevap vermiş "Ben servetimi, atlarımı, altınlarımı, çadırımı, uşaklarımı ve sahip olduğum her şeyi bıraktım. " "Senin ise eşyaların için geri gitmen gerekiyor." Bilge kişi yine şaşkınlık içinde sormuş "Prensim, lütfen bana açıklayın, nasıl bütün servetinizi almadan gidebilirsiniz?" Prens yavaş ama anlaşılabilir bir ses tonuyla şöyle söylemiş "Biz altın çadır çivilerini toprağa çaktık, kalbimize değil."

ADIM ADIM TÜRKİYE TANITIM VİDEOSU NASIL YAPILIR

Hepinize merhaba arkadaşlar ben Selçuk Çetiner, bu içerikte sizlere nasıl Türkiye tanıtım videosu yapılır bunu anlatacağım. Güzel ülkemiz Türkiye ile ilgili bir çok tanıtım videosu yapıldı. Peki bu videolarda hangi adımlara dikkat ediyorlar, bu videoları nasıl oluşturuyorlar? İşte bunu anlatacağım. Hadi başlayalım. İlk önce her şeyin başı köprü, köprü çok önemli bir detay, köprü olacak abi sonra köprünün üstünde kuşlar uçacak ! Candaroğulları, Danışmendoğulları, Mengücekoğulları vb beyliklerin atlıları filan atlayacak o köprünün üstünden sonra köprü bir uzaklaşacak, bir yakınlaşacak tercihimiz Fatih Sultan Mehmet köprüsünden yana köprü konusunda anlaştığımıza göre diğer olayımıza geçelim. Bir konyalı olarak söylemek isterim ki semazen tabi ki, semazen olmazsa olmazımız. Mevlana hazretleri çok tanınan bir insan yani Japonyadan filan akın akın geliyorlar, felsefesi dünya çapında biliniyor ve saygı duyuluyor. En çok Japonlar geliyor ama İngiliz, Fransız ve daha başka ülke insanları da geliyor, eee ne demiş rahmetli ? "Gel ne olursan ol yine gel" Evrensel kucaklaşma, harika bir cümle bu, evet bu yüzden semazensiz yapamıyoruz. Mevlana, Türkiye tanıtımında çok olumlu bir aktör. Ve şimdi geldi sıra çayla simite, tabi bu muhabbeti yaparken facebook ta bıktığımız seviyeye indirgemeyin. Çayı olan insandan zarar gelmez aptallığı ve daha başka türeyen aptallıklardan lütfen uzak durun. Çay iyidir, sıcak sıcak katarsın yanına da simit dumanı üstünde, simit içine de tereyağı filan sürersin belki oooooooohhhhh beeeee Çayla simiti yakın kadraja al, arkayada bir haliç manzarası tamamdır. Kapalı çarşı olmazsa olmaz abi, bak şimdi kapalıyı bilirsin uçsuz bucaksız bir alan ve tarihi var, bilmem kaç senelik sen orayı rastgele çekeceksin, en önemlisi yabancı turisti çekeceksin rastgele yani rol yapma olmayacak, haberi yokken çekeceksin alışveriş yaparken, her şey doğal ortamında seyredecek. Buğday tarlası olacak. Buğdaylar hafif rüzgarda böyle hafif hafif sallanacak sonra kadın olur çocuk olur Tarlanın orta yerinden itibaren yürüyecek ve yürürken eliyle buğdayları okşayıp geçecek Buğdaylar hem hafif rüzgarla hemde değme sonucu hafifçe sarsılacak kadın veya çocuk yürümeye devam edecek Buğdaysız tanıtım filmine film mi derim ben ! Sonra hızlandırılmış görüntüyü de ekleyeceksin. Bulutların hızlı hızlı akışı olur, Mersin sahili olur, yağmurlar olur Kapadokya vs belki trafik, yok trafik olmaz ama hızlandırılmış doğal görüntü şart abicim. Sonra yurt dışına çıkmış başarılı olmuş bir ünlümüz gözükecek ekranda, şu aralar popüler olan nusret, valla iyi gider. Son olarak esen rüzgara doğru bayrak açmış bir güzel Türk kadını, evet rüzgar bayrağımızı dalgalandıracak. İşte böyle.

NASİP

Çok değerli bir kelime nasip evet nasip olan şeyler ve olmayanlara bir bakın. İslam inancına göre yada diğer dinlere göre bir imtihan dünyasındayız. Yüce Rabbimiz bizi imtihan ediyor ve eylemlerimiz sonucunda cenneti yada cehennemi kazanacağız. Sınavda şöyle bir şey var yalnız her insanın eksik olduğu bir şey var. Misal kiminin annesi yok, kiminin babası, kim zenginlikle, kimi fakirlikle imtihan ediliyor. Zenginlikle imtihan iyiymiş dediğinizi duyar gibiyim yalnız şöyle bir şey var insan lüksü, konforu yerindeyken Rabbini unutmaya meyillidir. Şeyma Subaşı ne diyordu ? "Önceden namaz kılıyordum ama bu sosyallikte namaz kılmak oldukça zor." Sıkıntılar bizi Rabbimize yakınlaştırır ve onunla iletişime geçeriz oysa lüks hayat unuturur. Tabi şöyle bir gerçekte var parasızlık ölümcüldür yani fakirlik imtihanında Allah'a isyan edebilirsiniz, zenginlik imtihanında da Allah'ı yok sayıp haddi aşanlardan olabilirsiniz. Misal bazısına görmek nasip olmadı evet göremedi. Kapat gözlerini ve düşün kaç eylem yapabiliyorsun? Kalkıp mutfağa gidebiliyor musun gözlerin görmezken ? Evet bazısınında imtihanı bu, çok büyük bir imtihan. Allah onlara yardım edecek insanlar göndersin. Kimisine aşk nasip olmuyor, kimi ise değerini bilmiyor. Çok insan var aşk yüzünden yani sevilmeyecek insanı sevip aşk acısı sonucu akli dengesini bozan, bipolar bozukluk hastalığına sahip olan İşte diyorlar ya kimse 4 4 lük değil diye aynen öyle, herkesin bir eksiği var, herkesin birkaç imtihanı var. Kimine ayak, kimine el, kimine evlat nasip olmuyor. 9 çocuğu ölü doğan insan var. Çok büyük imtihanlarla ömrü geçen insanlar var. Geçenlerde omuzlarım öyle bir ağrıdı ki ağlayacaktım ağrıdan o derece şiddetliydi geçti ama nasıl geçti? Ne dertler var, ne eksiklikler Allah dayanma gücü versin ama yemin ederim çok zor bu imtihan. Küçük şeyleri dert etmiyorum hayatımda en basitinden düşün göz gibi çok değerli bir organın var o olmasa attığın her adımı korka korka atacaksın yada ayakların tutmasa ne olurdu ? tuvalete bile başkasıyla gidecektin, en basit ihtiyaçlarını maalesef karşılayamayacaktın. Öyle imtihanlar var ki diyecek söz bulamıyorum.

OYLAR NEDEN BİR TÜRLÜ SAYILAMIYOR ?

Ey güzel ülkem, seçim bitti ama sayım bitmedi ! Diyeceksin ki nasıl bitmez yahu oyu ayın 31 inde verdik bugün farklı ayın yedisi Yaz geldi, insanlar tatil hazırlığı yapıyor birkaç idealist insan hakkını korumak için gece uykusuz, gündüz uykusuz bekliyor. Çuvallar sıralanmış, alıp götürürler diye korkup üstünde uyuyor. Umutla bekleyiş sürüyor fark 17 bin. Eğer akp önde bitirseydi seçimi hop ne sayımı ya ? Çoktan mazbata Binali beydeydi ama dile kolay 25 yıllık sağ parti iktidarı yıkıldı ! resmen 2. kez fethedildi İstanbul ! Hemde kim tarafından Chp tarafından Oylar sayılamıyor yani şöyle sayılıyor ama çıkan sonuca da itiraz ediyor Akp. Tamam itiraz ettin 2. itiraz neden ? Neye güvenmiyorsun anlamıyorum ki ? Seçim 31 inde oldu bugün ayın 7 si ve daha %60 ı sayıldı, bıktım artık ya şu seçim kesinleşse de bitse artık sayım filan, ben beklerken bunaldım oy başında bekleyenler ne haldedir Allah bilir. Neden sayılmıyor ? 15 milyonluk şehirde ondan değil, maddi değeri çok yüksek, harika bir metropol, getirisi çok yüksek, milyar dolarlar konuşuyor şehirde Evet sadece İstanbul değil Ankara da öyle, İstanbul da fark 17 bin Ankara'da fark 125 bin ama tekrar tekrar sayılıyor geçersiz oylar, öyle bir milletiz ki oy saymayı bile beceremiyoruz, geçersiz denen oylar akp ye chp ye yazılıyor. Yettiniz artık ya ! sayın bitirin artık şu oyları, şahsen gönlüm Ekrem den yana Konya'da yaşıyorum İstanbul'da olsam koşa koşa Ekrem için sandığa giderdim hatta başında beklerdim ama maalesef imkanlar imkansız. Geçen sene derneklere işte türgev ve benzeri kurumlara İstanbul dan aktarılan para sadece 847 trilyon, anladın mı oylar neden sayılamıyor ? sayılsa bile neden durmadan bi itiraz geliyor ? Ben şahsen diğer belediye seçimlerine 50 gün kala mazbatayı Ekrem'e verirler diyorum sonra diyecekler ki "işte gördünüz İstsnbul chp yönetiminde ne halde ?" Yaparlar mı? yaparlar valla Dile kolay 25 sene bitmiş 1 - 2 günü geç 1 - 2 dakika beklemeye tahammülüm yok verin Ekrem'in mazbatasını ya !

EV ALMA KOMŞU AL

Çok doğru bir söz, katılıyorum neden mi ? çünkü komşusuyla kavgalı olan evinde huzur bulamaz bulamıyor. Bundan birkaç yıl önce muşlu komşularımız vardı. Altlı üstlü oturuyorduk sonra bize düşman oldular neden mi ? Amaçları bizi evden çıkarıp kendi çocuklarını oturtmaktı, ikimizde kiracıydık lakin onların hesapları başkaydı. Durup dururken kavga çıkarmaya başladılar, bildiğin bir şey yokken kavga çıkarıyor ve küfür ediyorlardı. Karşılık veremedik çünkü onlara peşkeş çekebileceğimiz basit bir hayatımız yoktu. Herkesin idealleri var ve bir it yüzünden hani elinden bir kaza çıksa 20 yıl 30 yıl hayatın bitti, biter yani Çürürsün mahpus damında, hani demiş ya sanatçı "Ejderha olsan kar etmez" diye aynen öyle Adamlar muşluydu ve evin reisi yani ihtiyar "5 oğlum var 1 i adam vursa 4 ü kapıda kalır" diyordu, babam için endişeleniyordum. Açıkça tehdit ediyor ve bir şeyleri bahane edip küfür ediyordu. Bir gün evde misafir var ve bunun ayakkabısı ıslanmış hafif su gelmiş evde misafir var bir küfürler ediyor aklın şaşar. Babam adamı öldürecekti tuttum, değmezdi bir it için en sonunda ev sahibi bunları çıkaracak oldu Dediler ki 2. kat çıkmazsa biz çıkmayız, evet adam çaresiz kaldı. Hukuk yavaş işliyor ülkede maalesef bunlarla uğraşılmaz adamda haklı, bunlar pislik eve türlü zarar verirler, sonuç olarak çıktık evden.. Oh be dünya varmış sonra bunlarda çıktı Çok eziyet ettiler bize, kötü her yerde kötü değişen bir şey yok, Diyebileceğim tek şey Allah kötüyü kötüye çattırsın.

FRANZ KAFKA DAN NİŞANLISI FELİCE YE HÜZÜN DOLU MEKTUPLAR

Sevgili Felice Senden kulağa çılgınca gelecek bir iyilik yapmanı rica edeceğim. Bu en nazik insan için bile büyük sınav. Pekala, senden ricam şu: Bana sadece haftada bir kez yaz. Böylece mektupların bana sadece pazar günleri ulaşacak. Ben senin günlük mektuplarına tahammül edemiyorum; bunlara tahammül etmek hususunda acizim. Mesela ben senin yazdığın mektuplardan sadece birine cevap verebiliyorum. Ardından sakince yatağa uzanıyorum. Ancak kalp atışlarım yoluyla, bütün bedenim ve bütün bilincim sadece senin. "Ben sana aidim... Bunu başka biçimde ifâde etmemin imkânı yok, ki bu da yeterince güçlü değil… Ancak tam da bu sebeple senin ne giydiğini bilmek istemiyorum; bu durum çok fazla kafamı karıştırıyor; öyle ki, hayatla başa çıkamıyorum. İşte bu sebepten dolayı, senin bana neden düşkün olduğunu da bilmek istemiyorum. Eğer yapabilseydim, nasıl yapabilirim, ben bir aptalım; ofisimde ya da burada, evimde oturmaya devam edeceğime, bir trene atlayıp, gözlerimi kapayıp, onları yalnızca senin yanındayken açardım. Ah, üzücü, elimden bir şey gelmemesinin üzücü bir sebebi var. Kısaca söyleyeyim: Sağlığım yalnızca yalnız başımayken yeterli olacak düzeyde; ne evlilik ne de babalık için ise yeterli değil. Senin mektubunu okurken dahi, gözden kaçırılması mümkün olmayan şeyleri bile, gözden kaçırıyormuşum gibi hissediyorum. Eğer sadece cumartesi günkü mektubu alsaydım… Sana yalvarıyorum, bir daha bana mektup gönderme. Aynı sözü ben de sana veriyorum. Allah’ım! Bana mektup göndermeyi bırakman için sana ne engel oluyor? Her şey iyi olabilirdi. Şu vakitten sonra huzurlu bir çözüm mümkün mü? Haftada sadece bir mektup göndersek bu bize yardımcı olur mu? Hayır, çektiğim acı bu gibi yöntemlerle tedavi edilebilecek olsaydı, zaten ciddi olmazdı. Ve hâlihazırda pazar mektuplarına katlanamayacağımı öngörüyorum. Ve böylece cumartesi günlerinin kayıp fırsatını telafi etmek için geriye bende hangi enerji kaldığını bu mektubun sonunda sana soruyorum… Eğer yaşamlarımızı değerlendirirsek, onu tamamen terk etmemize izin verelim… Ben sonsuza dek kendime zincirliyim. Bu, beni ben yapan şey ve bununla yaşamaya çabalamak zorundayım.

31 MART SEÇİMLERİ

Evet güzel yurdumda yine bir telaş yine bir hareketlilik artık son saatler diyebiliriz. Son mitingler bakalım Türkiye yi önümüzdeki günlerde neler bekliyor? Çok merak ediyorum çünkü bu günler çok sancılı geçiyor. Ortamlarda bir sinir harbi, bir kin, bir düşmanlık var. 80 dönemi Türkiye si gibi Bakalım ülke nasıl şekillenecek. Ağrı nın, Bitlis in bir önemi yok açıklamak gerekirse İstanbul u alan raconu keser yanına birde Ankara gelirse artık iktidar yeniden şekillenir Anketlerde söylenene göre Mansur Yavaş Ankara da önde, Binali Yıldırım İstanbul'da, en tarafsız anketlerde ulaştığım bilgiler bu yönde ama bakalım daha da şekillenir gibime geliyor. Nasıl olacak bekleyip, yaşayıp, göreceğiz Şu hayatta en çok sevdiğim şey seçim akşamı tv nin başına geçip pasta dilimini izlemek Bayburt nere? Urfa nere? Konya nere? kaçta kaç almış bunları izlemeye bayılıyorum. Söylentilere göre ki söylentiler doğru çıkıyor, koalisyon olacak dediler oldu. Akp yara alacak deniyor. Ankara giderse ki gitti deniyor hatta Mansur çekil demeleri ondanmış Giderse çarşı karışır hemşehrim. Ankara İstanbul bu ülkenin olmazsa olmazı Akp ve Mhp nin, İstanbul u ve Ankara yı kaybetmesi demek çok büyük bir sıkıntı demektir. Bu ittifak adına Yalnız dolar yine çılgın atmaya başladı. 17 yılllık iktidarı değiştirirse ekonomik buhran değiştirecek gibi hadi hayırlısı. Ülke nasıl şekillenecek çok merak ediyorum, mutlaka gidin oyunuzu kullanın, kullandıktan sonra oturup izlemek çok zevkli.

Doğalgaz Faturası

Bir kadına soruyorlar genç, güzel, hani güzelliği deyim yerindeyse dillere destan bir kadına diyorlar ki "neden 65 yaşında biriyle aşk yaşıyorsunuz? siz 24 yaşındasınız" şöyle cevap veriyor "fatura düşünmek istemiyorum" hiç yok aşktı, şuydu, buydu demeden mertçe söylüyor. Evet söylemek lazım bir şeyleri korkusuzca Bu hayat çok zor, düşersen etrafına toplanırlar, kaldırmak için değil yanlış anlaşılmasın tekmelemek için bugün, doğalgaz faturamı ödeyemedim de ondan dertlendim bunları yazıyorum. hayat çok zor, geçim zor, insanlarla geçimde zor. insanlar öyle şerefsiz ki anlatılmaz boyutta şerefsizlikleri her türlü kötülüğü bekle, arkadaş, dost anlamında bulursan iyi lakin bulması da cidden zor herkes, herkesin gizli düşmanı, coğrafya desen berbat zaten, hak hukuk hak getire işsizlik sarmış dört yanımızı, hükümet abuk sabuk şeylerle kendini savunuyor geçim zor, hayat kötü, her şey kötüye gidiyor. nefes almak zorlaşıyor herkes, herkesin başına gelen kötülüklerle mutlu oluyor, dininin emrettiğinden bir haber açıp okumamış ki gönderilen kitabı, menfaati için islam alimi kesiliyor cahiller her şeyi biliyor, mafya dizileriyle büyümüş bir nesil birbirini kırıyor aptalca siyasi ideolojiler için öldürüyorlar, acınası nereden geldik bu konulara evet faturadan, evet yatıramadım daha fazla sıkmayayım kısacası hayat zor.

DİYETLERDE BULUŞALIM

Dış görünüş çok önemli arkadaşlar çünkü insanlara dış görünüşüne göre değer veriyorsunuz. Kafanızda iyi bir intiba oluşacaksa onun 1 numaralı nedeni dış görünüş. Dışını beğenmediğinin içini merak etmiyorsun, umrunda olmuyor. Ne emiş ünlü yazar Dış görünüşünü beğendiğimiz kişilere hayalimizdeki karakteri yerleştirip adına aşk diyoruz. Hal böyle olunca diyet kaçınılmaz, önceden kadınların bu "kilo aldım" telaşlarını anlamazdım. saçma gelirdi. "3 günlük dünya kilo alsan ne almasan ne ? bak keyfine, gönlünce ye" ama öyle olmuyor işte yaş ilerledi mi yüzüne vuruluyo gerçekler. Göbeğiniz yüzünden burun kıvıranları yada kaslı, güzel fizikli insanlara hayran hayran bakanları görünce ulan diyorsun. Keşke bana da böyle baksalar. Fizik çok önemli onun için diyet ve sporda çok önemli oluyor işte Sabah bol bol ye, yiyebildiğin kadar ye, öğle hafif geçir, 5 e doğru meyve, son rötuşları ise 8 den önce yap Evet altın kural bu. 8 den sonra mide zor sindirir. Şahsen ben oruç tutuyorum onu da deneyebilirsiniz size kalmış Benim için oruç ideal, günde 1 öğün ile beslenmiş oluyorum. Sahura kalkmıyorum 8 den sonra zor sindirince ezan da 7 de okunuyor gün boyu biraz spor ve oruç güzel bir yöntem benim için. Arkadaşlar tabi ki öncelik para ama fizikte şart canım. Ha tabi ki sadece parayla da olur ama şöyle beğenilmek herkesin hakkı

TÜRKİYE

Çok ilginç bir ülke. 90 lı yıllardan beri kendisiyle hoş bir muhabbetimiz var ama gerek işsizliği, gerek cahilliği, gerek gruplaşması ve diğer kötü olan her şeyiyle bıktırdı artık Yaşanmaz hale geldi. Olayı akp ye bağlamak istemiyorum. Bu topraklarda maalesef kan, gözyaşı, adam kayırma, rüşvet her zaman vardı. Adaletsizlik, adalet pelerini giymiş geziyordu. Bugün akp gitse başka parti gelse yine gruplaşma olacak, yine adam kayırma olacak, yine aynı şeyler olacak. T.C. tarihinde bir tane adam akıllı iktidar söyleyebilir misiniz ? Söyleyemezsiniz! hiç Atatürk filan da demeyin onunda dönemi çok sıkıntılı Bizim topraklar böyle maalesef, geçen gün bir arazi kavgası videosu izledim izlemez olaydım sağlam bir yumruk yemiş gibi oldum Sık ulan, sık diye bağırırken elinde tüfek olan herife Cenazesi kalktı öğleye doğru Cahillik kol geziyor bu memlekette, mafya dizilerini yedi 24 pompalıyorlar herifler kendini mafya sanıyor. Orta doğunun kaderi bu, dinleri her türlü iyiliği emrederken, mensupları her türlü kötülük nasıl yapılır onu öğreniyor. Kibar insanı aşağılıyor, her şeyi şiddetle çözüyor, kalabalık olunca eziyor güçsüz görünce eziyor, karısına kızına göz dikiyor. Her türlü pislik yaşanıyor. Nasılsak öyle yönetiliyoruz ya iyi de yönetilmiyoruz maalesef Terör belası karabasan gibi çökmüş, insanlar mutsuz, belli bir zümre her konuda ülkeyi yiyor. Açık hava cezaevi değil açık hava cehennemi Suriyelileri öyle bir eziyorlar ki adamların yaşadığını yaşasanız çıldırırsınız.

Yanlış Kişiye Aşık Olmak

Umarım hiç tatmazsınız bu iğrençliği çünkü gerçekten iğrenç bir şey Birkaç sene önce yaşadım bu olayı ve aklıma geldikçe sinir oluyorum. Kızın ağzını, burnunu kırsam içim öyle soğur ama şiddet iyi bir şey değil Aslında iyi ve gerekli bir şey ama herkes yaptığından utansın Aşk aptallaştırıyor, Aşkın gözü kör, lanet olsun. Aşk ne biliyor musunuz tıpkı ünlü yazarın söylediği gibi "beğendiğimiz vücutlara hayalimizdeki karakteri yerleştirip adına aşk diyoruz" evet tam olarak bu Allah'a şükürler olsun, saflık evresinden kurtuldum, yüzüme gülene aşık olacak devreleri estim geçtim. İnsanı tanımak kolay değil, herkes iyiyi oynuyor oysa çoğunluk pislik. Bende tanıyamamıştım, hayalimdeki insan sanmış öyle sevmiştim. O da bana ilgi gösteriyor, gece 3 lere kadar konuşuyordu. Sonra her şey iyi giderken, her şeyi bitirdi. Oynamış benimle açık açık Dalga geçmiş ya o kadar romantik konuşmalar yaptık "ben seni arkadaş olarak görüyorum" dedi. Delirdim, sen dedim sen ! Her erkek arkadaşınla gece 3 e kadar konuşuyor musun ? "Ben atanırsam sende atanacağım yere gelirsin" diyor musun ? dedim. CEVAP VEREMEDİ ! Üzüldüm çok üzüldüm ama değmezmiş. Sosyal medyadan takip ediyorum iğrenç bir karakteri varmış. Paylaşımları gerçekten iğrenç Sonra gerçek yüzünü görünce diyorsun ki "iyi ki olmamış" Allah sizi kötü insanlardan koruyor, siz ise isyan ediyorsunuz. Şu iğrenç karı için ne üzülmüştüm, ne dertlenmiştim, Allah'a ne sitem etmiştim. Şimdi şükürler olsun Allah'ım diyorum.

Dolandırıcılık

Ülkemizde değil sadece yani şöyle söyleyeyim, adalet mekanizması iyi işlemeyen her ülkede son derece yoğun olarak görülen bir kavram, bir üst seviyesine de yolsuzluk diyorlar. İnsanlar zar zor kazanıyor. Saat 6 da kalkıyor akşam eve 7 veya 8 de geliyor. Bin türlü sorun oluyor yerine göre, çeşit çeşit sorun. Düşersen parçalayacaklar öyle bir hayat, küçük sayılacak yaşta evlendiriyorlar, 2 çocuk kalıyorsun hayata derken aileye birkaç çocuk daha katılıyor. Geçim derdi ciğeri adeta ateş gibi yakmaya başlıyor. Hadi çık işin içinden Ekmeğini zor kazanıyorsun, vergiydi, zamdı vs vs derken yani her şey varken birde dolandırıcılar var işte hayat, işte böyle zor çok zor eğer gelişmemiş bir ülkedeysen hayatı zaten en üst zor seviyede oynuyorsun. Bir yarışmada galiba bugün ne giysem diye bir yarışmaydı, orada yarışan kadının teki birkaç insanı dolandırdı sonra ormanda tecavüz edip öldürdüler. yani yol yol değil ve sonu kötü bitiyor çünkü etraf pislik kaynıyor. yarışmacı milleti internetten dolandırıyor hakkında hapis kararı çıkıyor ve birileri ile anlaşıp kaçak olarak yunanistan a gidecek yani bu konuda anlaşıyolar ama herifler kızı ormana götürüp öldürüyor. İyi bir yol değil belki iyi para kazanırsın ama sonlar genelde hüsran, çiftlikbank mehmet, paraları topladı kaçtı, sonu nasıl olacak çok merak ediyorum. Telefon dolandırıcılığı gelenek haline geldi, kaç kişiyi fetö diye kandırıp binlerce lirasını aldılar yada instagram sayfaları, ayakkabı satıyoruz diye millete kutu içinde patlıcan yolladılar filan İnsanlarda vicdan, merhamet vs filan kalmadı. Bazen kapım çalıyor şu yardım derneğinden geldik, engellilere para topluyoruz filan yalan kendileri yiyor parayı, bende "maalesef" deyip geçiyorum. Ayda 10 a yakın farklı kişi geliyor ya diyorum ben bunun yerinde olsam ne yapardım sorusuna yöneltiyorum kendimi sonra diyorum ki topladığım paraları yerdim yada mantık şu, o elemanın aylık bir parası var, o para yani maaş neyle ödeniyor tabi ki yardım paralarıyla bence bunlara para vermeyin, her tarafta durumu kötü olan insanlar var bulmak zor değil Çeşit çeşit yöntemleri var dikkatli olun. Merhamet denen şeyin sadece ismi var millet sadece kendini kurtarmaya bakıyor ve her yolu deniyor.

Adalet Kavramı

Güzel şey değil mi adalet sözcüğü, insana umut veriyor. Bazen de insanın hayatını bitiriyor, sizi bilmem ama ben adalete güvenmiyorum yani sadece ülkenin halini özetliyor gibi olmayayım. Yok avukatlar, deliller, sanıklar filan ben adalete güvenmiyorum. Başta insana güvenmiyorum ve insan gibi bir canlının vereceği hükmü de doğru bulmuyorum, bunun için nice örnekler sunabilirim size birçok örnekler mevcut. Sadece işte ülkemizde değil evrensel olarak adalet kavramına güvenim yok. Adaleti sağlayacak kişi insan olduğu için güvenim yok, ara ara doğru kararlar verse de çok insanı haklı iken müebbetlik hale getirmiştir adalet. İnsan çok basit bir canlı biraz parayı göster hakimi de satın alabilirsin savcıyı da der kim olduğunu hatırlamadığım bir italyan. Haklı. Herkesin bir zaafı var ve insan çok kolay yalan söyler. Çok profesyonelce yalan söyler. "Beni annem doğurmadı yemin ederim babam doğurdu. Annem ben doğmadan 5 sene önce evi terk etmiş" diyebilir, öyle akla hayale gelmeyen, mantığa sığmayan yeminler edebilir ki "pes" dersin başka bir şey gelmez dilinden çünkü küfrederken yorulursun. Ve bunlardan milyonlarca bulursun, 50 liraya tutarsın olay anında orada olduklarına dahil binlerce yemin ederler. Siyasi bağlantıların olur savcıya bir telefon açılır iddianame yeniden düzenlenir. Çok şey söylenir ya bu adalet kavramıyla ilgili. Dünyada çok örneği var, siyasilerin yakınlarının olaylarda "cinayette dahi" tek gün hapis cezası almadan işin içinden çıkabiliyorlar. Bugün Şule Çet'in davası var twitter da davayı takip ediyorum. Bakalım ne sonuç çıkacak. Ben adalet kavramına inanmıyorum ve öyle suçlar var ki verilen cezaların o suçların karşılığı olabileceğine de inanmıyorum. Ülkemizde çok örneği görüldü. Tecavüz ettiler, ettiler serbest kaldılar. "Rızası var" denildi. "İyi hal indirimi" denildi. Denildi de denildi. Ne skandallar yaşandı sonuçta bazıları kendi adaletini kendileri sağladı. Bazı savcı, hakim vs de de nasıl bir vicdan var anlayabilmiş değilim yani öyle olaylara imzalarını atıyorlar ki pes ! Kısacası adalete güvenmiyorum.

KERİMCAN VAKASI

Birkaç gün önce bir olay koptu instagram dan ve bir anda ülke gündemine oturdu öyle bir oturdu ki yutkunamadık o neydi öyle yahu ! Tamam oğlum biz bu zamana kadar neler neler gördük ama yani instagram hikayesinden de penisini paylaşan bir eşcinsel ne duymuştuk ne de görmüştük onu da gördük keşke görmez olaydık ama baya baya sallıyordu, keşke görmeseydik. Şimdi bilmeyenler için olayı anlatayım sevgili seyirciler, biliyorsunuz sosyal medya hayatımızda çok etkin ve bizde gayet iyi kullanıyoruz. Hayatımızda ne varsa videoyla fotoğrafla ve benzeri şeylerle internette yayınlamaya bayılıyoruz. Bunun youtube u twitter ı instagram ı ve diğerleri bir çok sosyal medyası var ve bunlar iyi bir ekonomi liderliği yapıyor. İyi kullanmayı bilirseniz bu mecraları, trilyonluk olursunuz ki 17 yaşındaki çocukları zengin etti, youtube, instagram, twitter ve diğerleri hal böyle olunca herkes fenomen olma yarışına girdi. Erkekler twerk yaptı, kimi memelerini açtı yayına adam topladı, kimi acı biber yedi, kimi slime kimi de abuk sabuk işlerde çığır açtı. İyi parasını kazandı, para tatlı geldi devam etti, çok sevildi, sokakta yüzüne bakmayacağınız adamları genç çocuklar (hadi ergen diyelim) ergenler vezir etti, başının üstündeki yerde zengin etti. Fenomenler durur mu madem halk rezilliği seviyor daha çok rezillik yapmaya karar verdi ve taktik işe yaradı. İlimden, bilimden, sanattan bahseden insanlar 1000 ila 5000 arası izlenirken türlü saçmalık yapan, insanları kalitesizliğe iten, 5 liralık hamgurger 5000 liralık hamburger videosu çeken, gülmeme challenge, azmama challenge boğulmama challenge çeken adamlar 3 ila 5 milyon izlendi. Sosyal medyalar kendi fenomenlerini çoktan yaratmışlardı ve onlar durdurulamıyordu, bunlarda biri de toplumda "ablan star bebeğim" repliğiyle tanınan sevgili kerimcan durmaz'dı. Toplumda yadırganan bir cinsel yönelimi olsa da "aman zararsız adam, kimseye lafı yok, sözü yok ne yaparsa yapsın. Size ne ?" şeklinde savunduğum diğerlerinin de bu tür söylemlerle savunduğu, linçten korunan bir insandı ki ne görelim ? Hikayesinde instagram hikayesinde penisini paylaştı, yanlışlıkla paylaştı tabi kim bu kadar kendini bitirmeyi amaç edinir ki ? Yanlışlık olduğundan şüphemiz yok lakin hemen inkar isyan politikası güttü "benim değil" dedi, bana gönderdiler bende avukatıma gönderecektim dedi lakin bilekliği üstü başı filan "bu kerimcanın lan " diye bağırıyordu. Evet bağırıyordu. Sonra bir video çekti özür diledi filan tabi takipçilerinin çoğu çocuk böyle de bir gerçek var, takipçi sayısı göstermelik biraz düştü ama 6 haneli sayıdan aşağıya inmesi imkansız çünkü onu biz var ettik ve indirmenin yöntemini de bilmiyoruz. Hapis cezası alır mı almaz mı bilmiyorum ama Kerimcan bizi cezalandırdı. Beni dedi siz ünlü ettiniz alın dedi muhattabınız bu" maalesef böyle oldu bizde biraz kızdık, göstermelik unfollow filan yaptık ama sonra yine likeladık. Görüntüler iğrençti ceza gerektirir mi bence gerektirir, hiç değilse para cezası... Yoksa çok görürüz böyle şeyleri birde böyle tipleri yüceltirsen diyor hayat, "sana göreceği şeylerden biri de budur." İnsan Kerimcan ı neden takip eder ki ? Bu da cevap isteyen sorulardan sadece biri. Show tv deki kadın ne diyordu "güzel günler göreceğiz diye diye sonunda Kerimcan'ın en müstehcen yerini de gördük, ülkeyi yıkamak lazım yoksa bu Kerimcanlar durmaz." çok süper, efsanevi bir tepkiydi. Hayran kaldım ama şu bir gerçek sadece Kerimcan gibiler değil daha çeşitli görünümlerde bir çok farklı temalarda pislikler var. Onun için Çeşmeyi sonuna kadar açın bütün gezegeni yıkmamız gerekiyor.

GİZEMİ BİR TÜRLÜ ÇÖZÜLEMEYEN DYATLOV GEÇİDİ VAKASI

Bu olayı öğrendiğimde geceydi yani gece gece nette takılırken bu olayı öğrendim ve ciddi derecede korktum ya ürperdim, insanların başına neler gelmiş ve neden dolayı geldiğinin bilememe çaresizliği içinde korkuyorsun. 2 şubat 1959 günü tam tamına 9 dağcının ölümüyle sonuçlanan bu olayın sır perdesi yıllarca aydınlanamadı çok değişik teoriler ortaya atıldı ve çok şey yazıldı, çizildi, söylendi ama ne olup bittiğini sadece ölenler biliyor, geride kalanlar ise her şeyden habersiz bir acıyla kaldılar. Uzaylıların öldürmüş olacağı bile söylendi, öylesine bir dehşet ki işin içine hiç görmediğimiz uzaylılar dahi dahil oldu. Olayın yaşandığı yer Holatçahl dağının doğusundaki Dyatlov geçididir. Holatçahl, Mansi dilinde ölüm dağı anlamına gelmektedir. Dyatlov geçidi ismini dağcı grubunun lideri olan İgor Dyatlov dan almaktadır. Dağcıların çadırları içerden yırtılmış şekilde bulunmuştur bazı dağcılar bir şeylerden kaçmışlar ama neden ? Neden kaçmışlar ? Yalın ayak, don atlet kaçacak kadar ne oldu ? İşte öyle karmaşık, öyle değişik bir olay ki Dyatlov vakası yıllar sonra dahi insanı ürkütmeye yetiyor. Bu kaçtıkları şey bir vahşi hayvan mıydı ? Kaburgaları, kafa tasları kırılmış, bir dağcının ise dili kopmuş yada koparılmış diyelim, nasıl kopacak ki ? Cesetlerde fiziksel mücadele izlerine rastlanılmamış, giyisilerinde anormal derecede radyasyona rastlanılmış. Ölenlerin yakınları cesetlerde turuncu rengin, saçlarda ise grimsi bir rengin hakim olduğunu söylemişler. Sovyetler birliği olayı "bilinmeyen bir gücün etkisine" bağlamıştır. İşte bu tür nedenlerden dolayı olaylar uzaylılara kadar gidiyor. Vücutlarında fiziki müdahale olmaması işte çok ilginç, hal böyle olunca sır daha da artıyor. Bu arada dağcı grubu 10 kişidir ama 1 i hasta olunca onu geride bırakıp yollarına devam ederler. Verilere göre grup bir şeyden çok ama çok korkmuş öyle bir korku ki çadırı içeriden yırtarak üstlerine hatta ayakkabı, terlik vb. bir şey giymeden o soğuk havada ormanın içine kaçmışlar. Ormanın girişinde durup ateş yakmışlar. 2 si ateşin başında kalırken 3 ü kampa geri dönmeye karar vermişler lakin yolda ölmüşler. Ekibin hastalandığı için geride kalan dağcısı Yuri Yudin şöyle der " Tanrı'ya bir soru sorma hakkım olsaydı, o gece arkadaşlarıma neler olduğunu sorardım" Evet olay sadece bu sözle bile yani dehşetin boyutu bu sözle bile özetlenebilir. Peki iddiaları biraz sorgularsak, neden çadırı yırtsınlar ? Bir şeyden korktular tamam da kolay bir şey değil ki, neden giriş kısmından çıkmadılar ? İddialara göre uyuyan ekip, büyük bir gürültüyle uyandılar, Çığ düşüyor sandılar ve ormanlık alana koştular. Fırtınada çadılarını yırttı. Grubun bir kısmı don atlet kaçarken bir kısmı giyinme fırsatı buldu ama arkadaşlarının izini kaybettiler. Yani çığ düşmediğini anlayıp panik yapmadılar. Böylece grup ikiye bölündü. Çıplak kalan 5 kişi ateş yaktı ama baktılar olmuyor 3 ü kampa dönmeye çalıştı ve yolda soğuktan öldüler. Diğer üstünü giymiş grup ise göremedikleri bir uçurumdan düştüler. Kesik dil olayına gelirsek yırtıcı kuş tarafından yendi yani ben açıkçası uzaylılara filan inanmıyorum. Peki biraz daha sorgularsak ? Tamam çığ düşüyor çığ düştüğünü görünce çadırdan don atlet kaçtılar ama bir insan çığ var diye hadi 50 metre koşsun, kampı kaybedecek kadar niye koşar ki ? Dağcının dili hadi vahşi hayvan tarafından yendi, peki vahşi hayvan sadece dilini mi yer ? Diğer kısımlarda neden zarar yok ? Dilden anahtarlık mı yapacak ? Nasıl olur da vücudun geri kalanına dokunmaz ? Bana göre çok esrarengiz bir olay, filmi yapıldı ama filmden önce kitabı okuyun. Yazarın adı Donnie Eichar kitabın ismi Dead Mountain mutlaka okuyun.

YILLARDIR GİZEMİNİ KORUYAN PHİLADELPHİA DENEYİ

Dünya tarihinin en ilginç en böyle sır perdesi halen aralanmamış deneyiyle karşınızdayım. Gerçekten çok ilginç bir deney hemen anlatayım. En basit şekliyle özetliyorum arkadaşlar, gemi var ya gemi o işte yok oluyor. Şimdi Amerika Birleşik Devletleri düşünüyor diyor ki "Ben nasıl radara yakalanmam ?" yani olay tam olarak şöyle 350 kilometre hızla gidiyorsunuz ama hız sınırı 80 nasıl olacak da radara yakalanmayacaksınız ? Takvimlerden 28 mart 1943 hali hazırda 1943 yılı da dünyanın en büyük savaşına yani 2. dünya savaşına sahne oluyor. Amerika, gemilerini düşman radarlarından gizleyip savaşta üstün olma derdine düşmüş. Peki nasıl olacak ? Deney öylesine gizli ki başarılı oldu mu ? Olmadı mı ? Bilemiyoruz. Deneyin sonuçları açıklanmadı böylece hayatımıza bir efsane daha dahil olmuş oldu. Deneye dahil olan kişilerin anlattıkları var elimizde veri olarak. Bu adamlarda "amcaoğlum uçtu şahitlerimiz var" tadında adamlar mı değil mi ? Bilemiyoruz. Einstein'ın, birleşik alanlar kuramına dayanarak ışınlanma deneyinin gerçekleştiği iddia ediliyor. Tanıkların ifadesine göre deney başarılı oldu. 104 mürettebatlı gemi sise bürünerek yavaş yavaş kayboldu ve kısa bir zaman sonra ( ne kadar kısa olduğu hakkında bir bilgim yok) 640 kilometre ötedeki deniz üssünde ortaya çıktı. Deneyin amacı gemilerin görünmez olmasını sağlamaktı böylece görünmeyecek radarlar gemiyi fark edemeyecek ve düşmana karşı büyük bir avantaj sağlanacaktı. Sonrası buum buuum kan savaş ve gözyaşı işte. Bilimsel tanımıyla optikal görünmezlik olarak adlandırılan bu sistemde jeneratörlerle oluşturulan çok güçlü bir manyetik alanın gemiyi sarması sonrasında radar dalgalarını kırması ve gemiye görünmezlik özelliği sağlaması amaçlanmıştı. İddialara göre deney başarılı oldu ve gemi kayboldu ve sonra kaybolduğu yerden tekrar ortaya çıktı ama bu amaçlanan değildi amaçlanan geminin ışınlanmasıydı.

ÜLKEDEKİ HERKESİN ŞAİR OLMASI

Bu benim cidden çok yakındığım bir konu maalesef böyle bir şey var. Bakın bu gerçek ilk defa gazetelerin bilmem kaçıncı sayfasında gözüme çarpmıştı hatta uyak, kafiye, redif vs. öylesine kötüydü ki göze çarpmakla kalmamış adeta katarakt ameliyatı yapmıştı. Şiir yazmak zor bir iş değil kafiye bulmak ahenkli hale getirmek hiç zor değil, herkes şiir yazar ama herkes Orhan Veli gibi yazamaz. Misal ben şimdi size bir şiir yazayım farz edin ki lol oynuyorsunuz, şiiriniz benden Bugün lol oynadım Master Yi ile doğradım Affedemedim unutamadım O zalim Katarina'yı İşte böyle arkadaşlar, bu kadar kolay şiir yazmak hele akrostiş denen bir olay var ki evlere şenlik, ilkokulda uğur isminde itin, yavşağın önde gideni bir arkadaşım vardı. Şimdi hiç bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim muhabbetine girmeyin insan o yaşlarda doğru seçimler yapamayabiliyor. Sevdiği kızın adı Merve'ydi ona şöyle bir şiir yazmıştı. Melek gibi yüzün Elma gibi yanakların Rahat edemiyorum sensiz Ver elini bana Esselamun Aleyküm Herkes yazar ama ne demiştik herkes bir şair olamaz, evlilk programında bir adam vardı ona çok gıcık gitmiştim. Bana bir cümle verin size şiir yazayım diyordu. Herif şiiri ayaklar altına alıp çiğnedi üstünde tepindi iyi ki de bitti bu pis programlar, şunu bir daha söyleyeyim böyle şiirler yazmakta ne var ? Günde 1000 tane yazarım bunlardan Bugün Serdar Ortaç'ın şarkılarıyla dalga geçiliyor sizce neden ? Aşk bu kızıl ötesi Yaralı müzesi Hareket edemem yada "buralara yaz günü kar yağıyor canım" Bu arada Serdar Ortaç sevdiğimi de söyleyeyim. Bugün bir Tarkan olamadıysa sebebi uyaktır. Son olarak Sıla çıktı meydana şiirleri Muharrem İnce nin şiirlerinden bile kötüydü. Şarkıların güzel ama şiir işine girme be Sıla. Sadece Sıla değil ey halkım yazmayıverin ya.

BEDELLİ ASKERLİK NASIL YAPILIR ? NASIL YAPTIM ?

Merhaba Arkadaşlar size bu yazımda Manisa da yapmış olduğum bedelli askerlikten bahsedeceğim. Hiç öyle işim vardı gidemedim değil gitmek istemedim. Ben rahatına oldukça düşkün biriyim, kim kalkacak idi sabahın erken saatlerinde ayrıca kardeşleriyle yani öz kardeşleriyle tartışma yaşayan biriyim elin çocuklarıyla anlaşması kolay mı ? Değil, yani neyin ne olduğunu bildiğim için gitmedim askere ( zor geldi) Tabi bunun cezasını çektim. 29 yaşına kadar hiç okumadığım, kitabının kapağını kaldırmadığım aöf edebiyat bölümüne askere gitmemek için liraları yatırdım. O paraları yeseydim iyiydi de boş boşuna gitti. Aslında büyük şans, Üniversite mezunu olmadığım için 12 ay yapacaktım ama 12 aya 15 bin ödedim. Ohh ne güzel, tabi askerliğin çok zor olduğunu söyleyenler oldu ama işin içine girince anlıyorsun neyin ne olduğunu. Neyse bana Manisa komando tugayı çıktı, işte gittim, girişte sıra olduk elimizde valizlerle uzun bir kuyrukta bekliyoruz. Sıra yavaş ilerliyor sonrasında sıra geldi. Neyse valizler filan arandı işte arandık temiz çıktık bir sorun çıkmadı. Baya bir sıra bekledik ama sonra iğneler vuruldu ve gün karardı. Bizi takımlara ayırdılar sonra yemekhaneye götürdüler, yemeğimizi yedik valla güzeldi yemek. Ardından kamuflajları almaya depoya gittik, Herkese boyuna göre kamuflaj verildi. Ben yolda giderken kuyu gibi bir şey vardı oraya düştüm. Yüksekliği fazla yok ama bacağım biraz yaralandı arkalardan biri salak dedi ve gülüşme sesleri geldi. Bu insanlarda hiç merhamet yok. Gecenin karanlığında yani zifiri karanlık görünmüyor ki görünse bile düşene salak denir mi ? Denmez ama bunlar der, alıştım artık bu basit insanlara, neyse sonra yatakhanelere dağıtıldık. İçeri yani yataklar 2 katlı ve dip dibeydi. İlk gece uyuyamadım yanımdaki arkadaş fena horladı, 2. gecenin sabahında horlayan arkadaş, "horlamandan yatamadım" dedi. Bende horluyordum herkes horluyordu öyle bir yerdi işte. "Sende horladın lan" diye demedim kalbi kırılmasın diye. Neyse bunlar önemsiz ayrıntılar, et yemeği seviyorsanız askeriye oldukça iyi genelde et yemeği çıkıyor. Doya doya yedim sonrasında askerlik eğitimi sırasında koşmadık bile hep sol sağ sol sağ sol sağ yürüdük birde g3 söküp taktık ve atış yaptık. 3. gün ayağım şişti üstüne basamıyordum çünkü sabah kalkıyorsun kahvaltı ardından bilmem kaç kilometre yürüyüş kararı saya saya yürü bitmiyor, gece oluyor öyle kıt a duruyosun arada yemek, sigara molaları var işte, kimseden sigara almayın gitmeden önce paket paket alın sigaralarınızı çünkü orada kantine gitme özgürlüğünüz yok, herhangi bir özgürlüğünüz yok orası askeriye ve birinden sigara isterseniz adınız kısa sürede otlakçıya çıkıveriyor. Kantine gittiğiniz zamanda kantinci kafasına göre ya orada olmaz olursa da sıra olur size sıra gelmez. Jiletinizi şampuanınızı oraya götürün, internette yazılanlara kandım orada veriliyor dediler almamıştım orada rezil oldum. Beni yoran tek şey yürümekti, ayaklarım koptu başka bir sıkıntım yoktu güneş mahvetti. Şöyle söyleyeyim ayağıma bot vurdu 3. gün revire gittim ve 10 günlük terlik istirahati aldım yani verdiler. Ayağım rahatladı ama yine de sol sağ yürüttüler hal böyle olunca terlik ayaktan çıkıyordu, bot işte o yönden iyiydi ama onun da sayesinde ayak şişti. Taşlı dikenli alanlarda terlik ayaktan çıkıveriyor sonrasında acı artıyordu. Kaçıncı gün hatırlamıyorum ama yerlerimiz değiştirildi ve biz başka yere gittik. Gittiğimiz yer bedellilerin olduğu yer değil, 5 kişiyiz uzunlarla beraber aynı koğuşta kaldık. Bizi uzun dönemlerle birlikte barakaya aldılar. Bir sorun yoktu ama ben horlayınca sorun oldu. Adam uzun dönem, "nöbetten geldim senin yüzünden uyuyamadım" dedi. Bir şey diyemedim özür diledim. İkinci günde aynı şikayet olunca herkes uyuduktan 1 - 2 saat sonra uyumaya başladım ve dua ediyorum "Allah'ım nolur kurtar beni " diye ertesi gün süper bir olay oldu ne mi oldu ? Bedelliler çavuşu dövdü sonrasında tugay komutanı" bedellilerle uzunlar aynı yerde kalmayacak" dedi ve kurtuldum. Yeni gelenler bedelliydi, horladım ve takmadım onları hayat benimdi be ! Orada fazla atlet külot vermiyorlar bol bol götürün Günü birlik çıkarıp atın yıkayacağız diye uğraşmayın, çok hırsızlık olayları oluyor boyundan asmalı cüzdan götürün, aileniz gelmeyecekse yemin törenine filan katılmayın ben törende az daha kavga ediyordum çünkü çok dangalak var. Yanınızda pudra götürün ayağınıza dökersiniz bot giymeden önce çok faydalı oluyor. Ayakkabı boyası da götürün, kantinden alış veriş yapınca mutlaka fiş alın benden 3 liraya 30 lira çekti.

DÜNYANIN EN İYİ KESKİN NİŞANCISI

Merhaba bugün size anlatacağım adam dünyanın en iyi keskin nişancısı, yok böyle bir adam yahu şahit olmamışsınızdır. Filmlerde gördüğünüz karakterleri unutun ve bu gerçek adam ile atanı, kaçanı, uçanı vuran affetmeyen, vatan için vücudundan olan, ölüme koşa koşa giden efsane bir adamla tanışmaya hazır olun. Bu konu çok ilgi çeken bir konu çünkü herkes sniper olmak istiyor. Neden olmak istiyor çünkü sniper uzaktan istediğinin kaderini değiştirebiliyor. Yani kader değişmez haşa lafın gelişi yahu. Bir yere gizlenecekler, ellerine alacaklar dürbünlü silahlarını ve nişanı tam olarak düşmanının kafasına yerleştirecekler sonrasında bam bam adam nakavt. Cidden mükemmel bir güç değil mi ? Yine bu olayda sinemanın gücünü görüyoruz yani "en iyi sniper kim ?" muhabbeti açıldığında Simo'dan habersiz insanlar Kapıdaki Düşman filminin etkisiyle sorunun cevabına "Vasili ya" cevabını vermekteler, gerçekse öyle değil işte. Vasili yi küçümsemiyorum yanlış anlaşılmasın ama ondan da kat be kat daha iyi bir isim var, lakabı beyaz ölüm olan bu arkadaşın adı Simo Hayha ! Kızılordu bu adama beyaz ölüm lakabını takmış ve bu adam bu lakabı sonuna kadar hak ediyor. Resimde gördüğünüz kişi o, ağzı neden öyle diye soracak olursunuz cevap vereyim. O bir kurşunun eseri, vuruluyor Simo Hayha ve sonuç olarak böyle bir hal alıyor. Simo 1939 1940 yılları arasında Finlandiya'yı işgal eden Rus Ordusuna karşı savaşıyor. Elinde pek iyi bir silah olmamasına rağmen 700 küsür rus askerini öldürmüştür. Hayran olduğum yönü şu Adam çiftçi ve kendisine nasıl bu kadar iyi bir sniper olduğu sorulunca da antrenman cevabını veriyor sadece Ruslar ülkesini işgal edince düşünür "ne yapabilirim" sorusunu durmadan sorar kendine ve kararını verip eski tüfeğini alıp ormana saklanır, gelip geçen rus askerlerini öldürmeye başlar. Bütün gün boyunca yer değiştirmeden askerleri beklemeye başlar ve geleni gideni indirir. Ruslar bakar ki ormanda adamları hep öldürülüyor hemen özel bir ekip gönderilir ormana lakin Simo onları da öldürür. Hal böyle olunca sniperın hakkından sniper gelir diye düşünerek özel bir sniper ekibini gönderirler lakin Simo onları da öldürür. Ruslar bakar ki olmaz ve ormanı top atışına tutarlar. Yine olmaz, yine öldüremezler Simo'yu. Savaşın devam eden günlerinde artık nasıl olduysa elemanın biri Simo'yu vurmayı başarır ve Simo efsanesi yani "beyaz ölüm" efsanesi sonlanır hayır yahu ölmez savaş bitene kadar gözlerini anca açar. Gözlerini tekrar açtığında barış olmuş ve savaş bitmiştir.

NEDEN KAVGA EDİYORUZ ?

İnsanlık ilk gününden beri kavga etti. Konuştu da anlaşamadı mı ? Ne oldu da bu kadar çok olay yaşandı ? Ne oldu ? Kavga ölüm getirdi. Kin tohumlarını ekti ve savaş getirdi. Yani ilk kavgadan itibaren bugünkü savaşların temeli atıldı. Bugünün dünyasında bazı ırklar, bazı ırkları sevmezler. Kökenini hiç düşündünüz mü ? Bakın onların temeli şu işte Anlaşmazlık - küfür - kavga - ve tarihsel gelişimi ile savaş Gerçekten insan hayret ediyor, günümüz dünyasında kavga etmemek için evden çıkmamak gerek. Hayatınızda hiç tanımadığınız biriyle siyaset konuşsanız neler yaşanır hiç düşündünüz mü ? Bırakın farklı partinin seçmeni olmayı aynı partinin seçmeniyken bile kavga etmeniz olası. Onu da geçin yıllardır dostunuz olan biriyle şöyle örnek vereyim, oğul babayı siyasi tartışma sonucu vuruyor ve adam ölüyor. (Memleketin hali böyle) Memleket deyip haksızlık etmeyeyim dünya böyle. Peki buna değecek ne var ortada ? Niye konuşamıyoruz ? Bu sorunun cevabı çok basit çünkü dinlemiyoruz, gerçeklere katlanamıyoruz, kendimizi tertemiz addedip bütün suçları karşıda arıyoruz yada aramayı da koy kenara direkt olarak yüklüyoruz. Asla ama asla kendi düşüncelerimize toz kondurmuyoruz, aptalız, adaletli değiliz, dürüst değiliz, barıştan yana değiliz, İnsanlık için geçerli olan dinamikler bunlarken biz maalesef bunlardan uzağız. Devletler en uç örneği oldu bu konunun, aynı ideolojiyi paylaşanları da geç aynı takımı tutanlar dahi kavga etti. Kapıcısı olmayan apartmanlarda kadınlar merdiven yıkama tantanasında birbirini yaralıyor. Temel sorun şu kendimizi uyanık zannediyoruz. Adaletli değiliz, her şey menfaatimize uygun olsun istiyoruz. Hak yiyoruz. Utanmıyoruz. Sadece hakkımızı yiyenlerle değil iyiliğimizi isteyen anne babalarımızla dahi kavga ediyoruz. Sorunları küfürle, şiddetle, kavgayla çözmeye bayılıyoruz. Şunu net bir şekilde ifade edeyim ki şiddete karşı biri değilim. Öyle insanlar var ki sizde karşılaşacaksınız şiddetten başka bir şeyden anlamazlar. Onlara karşı iyi olursanız sizi ödlek yada saf zannederler. Unutmayın kötüler tahammül edildikçe daha çok azarlar. Onun için şiddete tamamen karşı olmak çok saçma çünkü karşında laftan anlamayan ve gücüne güvenen bir cahil varsa kavga tek çözüm yoludur. "Bazen barış için savaşmak gerekir" Goethe şöyle der "İnsan ortadan ikiye ayrılsa sol yanı, sağ yanıyla kavgaya tutuşur" Bu gerçektir ve ilk kavga Habil ve Kabil isimli kardeşlerin arasında gerçekleşmiştir. Nedeni kıskançlık. o günden beri çeşitli sebeplerle kavgalar ediyoruz. Hüç unutmam bir gün yolda yürürken dayak yiyordum sebep ise güneş gözlüğü takmam oldu. Yolda kendi halimde yürüyorum arabaya doluşmuş birkaç kişi "artiz misin lan sen" diye bağırdı, kaçmasam dayağı yiyordum. Korktum araba yanımdan yavaş yavaş geçerken içindeki şahıs ağzına ne gelirse küfrediyordu, sen bana mı küfrediyosun lan diyemedim, kaçtım. Ne insanlar var ya kıskanmış olabilir karizmamı ve ondan karizmamı çizmek isteyebilir, hoş karşılıyorum mecburen bu durumu ama hoş değildi. Hal böyle işte kavga için çok kolay bahane bulunur bir şey değil. Dünyanın kaderi bu, güçlü güçsüzü ezecek kıyamete kadar.

- Copyright © ANİME - Blogger Templates - Powered by Blogger - Designed by Johanes Djogan -