7 Eylül 2020 Pazartesi
Freud, serbest çağrışım uygulamalarında hastaların sıklıkla rüyalarından söz ettiklerini, üstelik bu rüyaların çoğu kez o anda çağrışım yapılan konularla ilintili olduğunu gözlemeye başlamıştı. Giderek, rüyaların belirli bir anlam taşıdığını, ancak bu anlamın genellikle maskelenmiş bir biçimde görüntülendiğini fark etti. Üstelik rüya parçacıkları üzerinde serbest çağnşım yapmaları istendiğinde hastalar, uyanıkken yaşadıkları olayları anlatırken çağrıştırmadıkları birçok bastırılmış anı ve duyguyu dile getirebiliyorlardı. Az önce de belirtildiği gibi Freud, bu konuya açıklık getirebilmek için kendi rüyalarım çözümleme çabasına girişmişti. Gerçekten de Rüyaların Yorumu adlı kitabında verilen örneklerin çoğu, Freud'un kendi rüyalarıydı. Bu çalışmalar sonunda Freud rüyaları, bilinç dışında gizlenen isteklerin bilinç düzeyindeki anlatımı olarak tanımladı. Bu tanıma göre rüyalar, bilinçdışı süreçlerin normal bir anlatımı olarak nitelendiriliyordu. Freud, normal sayılan insanların rüya içeriğinin, psikotik hastalarda bilinç düzeyinde gözlenen normaldışı duygu ve düşünce süreçlerine çok benzediğini fark etmişti. Bu benzerliği, rüya imgelerinin, bilinç dışındaki istek ve düşüncelerin, simgeleştirme sürecinden ya da diğer saptırıcı işlemlerden geçmiş biçimleri olarak açıklamıştır. Freud'a göre bu, zihnin bilinçdışı bölümüyle bilinç öncesi düzeyi arasındaki sınırın korunması için gerekli bir sansür mekanizmasıdır. Bu mekanizma, bilinç dışındaki isteklerin bilinç düzeyine çıkmasına engel olur. Uyku süresinde bu sansür gevşer ve bilinç dışındaki bazı duygu ve düşüncelerin, önce biçim değiştirdikten sonra, bu sınırı aşmasına olanak verilir. Rüya gören kişinin algıladığı imgeler, sınırı aşmış olan bilinç dışı duygu ve düşüncelerin maskelenmiş biçimleridir. Freud, bu sansür mekanizmasının, egonun savunma etkinliklerinden biri olduğu görüşündeydi. Ona göre, uyku süresince bilinç dışı zihinsel etkinlikler kişiyi uyandırabilecek oranda yoğunlaşır. Sansür mekanizması sayesinde kişi uykusunu sürdürebilir. Bir başka deyişle, uyumakta olan kişi, bilinç dışından taşan bu düşüncelerle uyanacağı yerde rüya görür. Freud, çeşitli uyaranların rüyaları başlatabileceğine inanmıştı. Günümüzde ise, rüyaların merkezi sinir sisteminin bağımsız bir gösterisidir. Freud, serbest çağrışım uygulamalarında hastaların sıklıkla rüyalarından söz ettiklerini, üstelik bu rüyaların çoğu kez o anda çağrışım yapılan konularla ilintili olduğunu gözlemeye başlamıştı. Giderek, rüyaların belirli bir anlam taşıdığını, ancak bu anlamın genellikle maskelenmiş bir biçimde görüntülendiğini fark etti. Üstelik rüya parçacıkları üzerinde serbest çağnşım yapmaları istendiğinde hastalar, uyanıkken yaşadıkları olayları anlatırken çağrıştırmadıkları birçok bastırılmış anı ve duyguyu dile getirebiliyorlardı. Freud, bu konuya açıklık getirebilmek için kendi rüyalarım çözümleme çabasına girişmişti. Gerçekten de Rüyaların Yorumu adlı kitabında verilen örneklerin çoğu, Freud'un kendi rüyalarıydı. Bu çalışmalar sonunda Freud rüyaları, bilinç dışında gizlenen isteklerin bilinç düzeyindeki anlatımı olarak tanımladı. Bu tanıma göre rüyalar, bilinç dışı süreçlerin normal bir anlatımı olarak nitelendiriliyordu. Freud, normal sayılan insanların rüya içeriğinin, psikotik hastalarda bilinç düzeyinde gözlenen normal dışı duygu ve düşünce süreçlerine çok benzediğini fark etmişti. Bu benzerliği, rüya imgelerinin, bilinç dışındaki istek ve düşüncelerin, simgeleştirme sürecinden ya da diğer saptırıcı işlemlerden geçmiş biçimleri olarak açıklamıştır.

