8 Eylül 2020 Salı
İçgüdü terimi ilk kez, hayvan davranışlarını inceleyen araştırmacılar tarafından, kalıtsal kökenli ve öğrenme sonucu edinilmiş olan tepkilerin ayrımını yapabilmek amacıyla kullanılmıştır. Daha sonraları, bu terimi oldukça çok çeşitli türdeki davranış örüntülerini içeren bir anlamda kullanma eğilimi belirmiş, ancak bu kez annelik içgüdüsü ve korunma içgüdüsü örneklerinde olduğu gibi, fizyolojik bir temelden yoksun kalmış ve yalın tepkilerden Çok amaca yönelik bazı davranışları tanımlayan bir kavram durumuna gelmiştir. Freud'un içgüdü kavramını ele alış biçimi zaman içinde bazı değişikliklere uğramışsa da, en sık kullanılış biçimiyle içgüdü, beden ve zihin arasındaki sınır üzerine yerleştirilebilecek bir kavram olarak tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, organizmanın içinden kaynaklanan uyaranların oluşturduğu psikolojik etki sonucu zihin, kendisine bağlı bazı organları harekete geçirir. Bir başka deyişle, içgüdüler, fizyolojik ihtiyaçları içeren içsel uyaranların psikolojik görünümlü temsilcileridir. Freud'un içgüdü tanımının psikolojik ve biyolojik öğeleri birlikte içermesi kavram kargaşasına neden olmuştur. Üstelik, Freud'un kendisi de, bu iki öğeden bazen birine, bazen ise diğerine ağırlık tanıyarak bu karışıklığın oluşumuna katkıda bulunmuştur Freud, solunum ve sindirim yapma gücünü sağlayan enerjinin, düşünme ve hatırlama gücünü sağlayan enerjiden farklı olması için hiçbir neden bulunmadığı görüşünü savunmuş ve enerjinin bu ikinci türü için ruhsal enerji terimini kullanmıştır. Enerjinin koruma yasasına göre, enerji bir biçimden diğerine dönüşebilir, ancak kozmik sistemden hiçbir zaman yok olmaz. Dolayısıyla, ruhsal enerji, fizyolojik enerjiye dönüşebilir ya da bunun karşıtı bir durum olabilir. Enerji ile beden ya da kişilik arasındaki buluşma noktasında içgüdüler bulunur. Yukarıda da tanımlandığı gibi içgüdü, içsel ve organik uyarılmanın psikolojik anlatımıdır. Kaynaklandığı bedensel uyarılmaya ihtiyaç, ihtiyacın psikolojik temsilcisine de istek denir. Açlık, fizyolojik yönden beden dokularının besinsiz kalma durumu, psikolojik yönden ise besin maddesi isteği olarak tanımlanabilir. İstek, davranışı güdüleyen bir etkendir. Aç insan yiyecek arar. İçgüdüler davranışı güdülemekle kalmaz, aynı zamanda davranışın yönünü de belirler. Bir başka deyişle, içgüdüler belirli bir uyarana karşı kişinin duyarlığını artırarak davranış üzerinde seçici bir denetim kurarlar. Aç bir insanın besin uyaranına duyarlığı artar, cinsel istek duyan bir diğeri karşı cinsten kişilerle ilgilenmeye başlar. İçgüdüler, kişinin kullanabileceği ruhsal enerjinin tümünü oluştururlar. Bir içgüdünün dört özelliği vardır: Kaynak, amaç, obje ve itici güç. Kaynak, daha önce sözü edilen bedensel durum ya da ihtiyaçtır. Amaç, bedensel uyarılmanın ortadan kaldırılmasıdır. Bunu sağlamak için uyarılma durumuna son verecek ve ihtiyacı karşılayacak uygun bir obje bulmak gerekir. İtici güç, içgüdünün, ihtiyaç arttığı oranda güçlenen ve harekete geçirici öğesidir. Bir insanın açlık oranı onda bitkinlik yaratacak bir düzeye vardığında, içgüdünün itici gücü de artar. İçgüdülerin geriletici özelliği vardır; ihtiyacı karşılandıktan sonra kişi içgüdünün belirmesinden önceki durumuna döner. İçgüdünün korunma özelliği vardır; organizmanın dengesini belirli bir düzeyde tutmaya çalışır. îçgüdüler, uyarılmaları izleyen gevşeme dönemleriyle yinelenme özelliği gösterir.

